Kalem Bir İcat Mıdır?
Kalemi Bulan Kişi Gerçekten Dahi Mi?
Düşünsenize, bir zamanlar “kalem” diye bir şey yoktu. Ama bir gün, birisi çıkıp demiş ki, “Ya, bir dakika, elimizdeki bu taş parçasını, ağaç dalını ya da kuyruk sokumumuzu neyle çizelim? Hadi bir şey icat edelim, hem de çok pratik!” Ve böylece “kalem” doğmuş olabilir mi? Tabii, bu biraz uç bir düşünce ama başka türlü nasıl olurdu, gerçekten de kalemi bulan kişi dahi miydi? Yoksa birileri kafasını koyacak bir yer bulamayıp, “Ya bu kağıda da bir şeyler yazmamız gerek” diye mi düşündü? Bilemiyorum.
Ben de bir gün, kalemin gerçekten bir icat olup olmadığını düşündüm. Yani, “icadın tanımına uyar mı?” diye sormadan duramadım. Teknolojik bir şey değil ama işlevsel bir nesne. Hani, bulsa bulsa bir filozof ya da bir sanatçı bulur, değil mi? Kimse “Yo, işte bir mühendis olmalıydı” demez. Bir de o var tabii: Düşünsenize, bir mühendis kalem icat etmeyi akıl etmiş olsaydı, o zaman bayağı ciddi bir sorgulama yapmam gerekirdi.
Kalemin Doğuşu: İcat Mı, Tesadüf Mü?
Kalemin icadı ile ilgili birçok farklı hikaye var. Birisi çıkıp, “Kalemi ben buldum!” dese, kimse pek itiraz etmez herhalde. Ama işin aslı, kalemin icadı da bir yerde tesadüfi bir gelişme olabilir. Ne demiştik, kalem her zaman bir ağaç dalı ya da taş değil, bazen bir mantık hatasının sonucu olabilir. Mesela, birisi elindeki kalemi yanlışlıkla düşürüp “Vay, ya! Şimdi yazı yazabileceğimiz bir şeyimiz oldu” demiştir. Tabii, biraz yaratıcı bir bakış açısı gerekiyor ama işte, mantık hatası dediğim de bu: Kalem, temelde bir ihtiyaçtan doğmuş olsa da, onu gerçekten icat etmek bambaşka bir işti.
Örneğin, geçen gün arkadaşlarla bir kafede oturuyoruz. Ben “Kalem bir icat mıdır?” dedim. Bir arkadaşım hemen, “Tabii ya, bence de icat değil. Tahtadan parça bulup yazı yazmak kadar eski bir şey nasıl icat olsun?” dedi. Öbür arkadaş ise “Ya ama o zaman kalemin ilk halini icat eden kişi aslında kağıdı da icat etmiştir, o zaman bu bir kısır döngüye girer.” dedi.
Ben de dedim ki: “Vallahi ben de anlamadım, gerçekten. Belki de icat da değildir. Ama düşünsenize, kalemin icadı olmasaydı, şimdi bunları yazarken parmağımızı ya da taşları kullanıyor olacaktık.” Tabii, o noktada herkes gülmeye başladı ama bazen küçük bir şeyin arkasında devasa bir felsefe yatabiliyor, işte bu da onun gibi bir şey.
Kalem Bir İcat Mıdır? İşlevsel Yönü
Kalem, her gün elimizde tuttuğumuz, bazen fark etmeden kullanıp kaybettiğimiz o küçük mucize değil mi? Hani, gerçekten her an bir kalem bulunması gerektiği bir dünyada yaşasak, deli gibi bir icat yapmış olamaz mıyız? Bir düşünün, teknoloji ilerledikçe her şey dijitalleşti, ama hâlâ “kalem” denilen şey hayatta kaldı. Kafede, ofiste, okulda, sokakta, her yerde karşınıza çıkar. Kalem bir icat mı? Evet, çünkü son tahlilde her şeyin ötesinde bir işlevi var: Yazmak, çizmek, not almak. Hayatımızı doğrudan etkileyen bir şey.
Ama bir noktada da şüpheye düşüyorum. Yani, gerçekten “Kalem bir icat mıdır?” sorusu düşündüğüm kadar basit bir cevap istemiyor. Elimize aldığımız her kalemle, her yazıyla aslında insanlığın tarihine dokunuyoruz. Kısacası, bir icat olmasa da bir miras diyebiliriz.
Kalem Bir İcat Mıdır? Gelin, Biraz Mizah Yapalım
Bunu anlatırken, geçenlerde ofiste yaşadığım bir olayı hatırladım. Bir arkadaşım sürekli kalemi bulamamaktan şikayet ediyordu. “Ya ne oluyor, her şeyimi buluyorum da bir kalemi bulamıyorum!” dedi. Ben de “Bence bu bir felsefi sorun, kaleminizi kaybetmek hayatı kaybetmek gibi bir şey,” dedim. Herkes bir anda bana baktı, güldü. Sonra bir tanesi, “İyi ama kalem bir icat değil ki, onunla nereye varacağız?” dedi.
Ben de diyorum ki: “Hah! Tam da burada işte, kalem ve icat meselesi! Düşünsenize, yazı yazarken kalemin kaybolması, tüm hayatın kaybolması gibidir!” Herkes güldü ama düşününce, o an gerçekten kalem kaybetmek, insanın kaybolmuş gibi hissetmesine yol açabiliyor. Belki de tam olarak bu yüzden kalem, sadece bir işlev değil, aynı zamanda bir kültürün, bir düşüncenin sembolüdür.
Sonuç Olarak
Kalem, ne kadar eski bir araç olsa da hala hayatta kalmayı başarmış ve modern dünyada bile hala işlevsellik kazanmış bir nesnedir. Yani, kısa cevapla, “Evet, kalem bir icat olabilir.” Ama aynı zamanda bir icattan çok, yaşamın her alanında kendine bir yer edinmiş bir araçtır. Hem pratik hem de bir parça felsefi bir değeri vardır. Hayatımızın bir parçası haline gelmiş olan bu basit ama derin nesne, bizim tarihimizin ve kültürümüzün bir özeti gibidir.
O yüzden, bir dahaki sefere kalem kaybolduğunda biraz daha derin düşünebiliriz. Çünkü bazen kaybolan şeyler, aslında en değerli olanlardır.